HAYVAN HAKLARI: BİR YASANIN ÖTESİNDE, BİR VİCDAN MESELESİ
Türkiye’de hayvan hakları denildiğinde aklımıza yalnızca sokak hayvanları değil, onların her gün verdikleri yaşam mücadelesi de gelmeli. Sokaklarımızda aç, susuz, yaralı veya korunmaya muhtaç hayvanlarla karşılaşmak artık sıradan bir görüntü haline geldi. Ancak bu görüntülerin sıradanlaşması, yaşananların normal olduğu anlamına gelmemeli.
Benim de Ramses adında bir kedim var. Onunla aynı evi paylaşmak, bir hayvanın ne kadar güçlü duygulara sahip olduğunu bana her gün yeniden gösteriyor. Ramses korkuyor, seviniyor, ilgi istiyor ve sevgisini gösteriyor. Sokakta yaşayan bir kedinin ya da köpeğin de aynı duyguları yaşadığını unutmamalıyız. Onların da korkuları, acıları, sevinçleri ve yaşamaya dair ihtiyaçları var.
Türkiye’de hayvanların korunmasına yönelik yasalar bulunuyor. Ancak önemli olan yalnızca kanunların varlığı değil, bu kuralların gerçekten uygulanması ve hayvanların yaşamlarının korunmasıdır. Çünkü kâğıt üzerinde kalan düzenlemeler, sokakta yaşam mücadelesi veren bir canlının sorununu çözmeye yetmez.
Bu konuda belediyelere, kurumlara ve hepimize büyük sorumluluk düşüyor. Bir hayvanı terk etmemek, şiddet karşısında sessiz kalmamak, yaralı bir canlıya yardım etmek ve imkânımız varsa sahiplenmek bu sorumluluğun önemli parçalarıdır. Bazen bir kap su, bir kap mama veya yaralı bir hayvan için atılan küçük bir adım bile bir yaşamı değiştirebilir.
Türkiye’nin sokakları yalnızca insanlara ait değil. Bu ülkeyi bizimle paylaşan sayısız canlının da yaşama hakkı var. Bir hayvanın değeri, onu sevip sevmediğimize göre değişmemeli. Sevmesek bile onun yaşam hakkına saygı göstermeliyiz.
Ramses’e her baktığımda şunu düşünüyorum: Bir hayvanın hayatı, onu sevip sevmediğimize göre değişmemeli. Onun da bu ülkede güven içinde yaşama hakkı olmalı.
Bir toplumun vicdanı, yalnızca insanlara nasıl davrandığıyla değil, kendini savunamayan canlılara nasıl yaklaştığıyla da ölçülür.
Hayvan hakları sadece hayvanların değil, Türkiye’nin vicdanının da meselesidir.